Eurax
Marketing Dəftəri Azərbaycan Dilində Yazılan İlk Marketinq Bloqudur!

Apr 24, 2007

Şexsiyyetsiz Marka ile Şexsiyyetsiz Kişi arasında ferq var mı?

Bu sehife açılan kimi sol yan terefde “Bu blog...” deye başlayan bir yazı var. Orada da gösterildiyi kimi, burada yazılan yazılar çox sade dile yazılır.

Şexsiyyetsiz kişi: Xalq arasında birisi haqqında “Çox Şexsiyyetsiz adamdır!” deyilir bezen. Bu şesxiyyetsiz adam, ne olduğu belli olmayan, hansı eqidenin sahibi olduğu bilinmeyen, etrafdaki insanlara qarşı lüzümsüz davranışlar sergileyen, özünün insan olaraq seviyyesini düşürecek fealiyyetler gösteren insan, menalarında işledilir esasen.

Şexsiyyetsiz Marka: Evvelce Marka Şexsiyyeti (Brand Personality- English; Marka Kişiliği-Türkçe) nedir? sualına cavab verek. (Men D. Aakerin konseptine toxunmayacam bu yazıda. Çünkü, helelik en sade dilde meselenin neden behs ettiyinden danışmağın daha faydalı olacağına inanıram). Marka şexsiyyeti, insanların her hansı bir marka haqqında tesevvürlerinde formalaşdırdıqları bütöv bir imicdir. Marka şexsiyyeti, bir markanın “insan” olaraq tesviridir. Marka şexsiyyeti, insanların her hansı bir markaya ruh qazandırması, onu semimiyet, etibarlılıq, sevimlilik, ciddiyet, yenilikci ve.s yönleri ile ele alıb, deyerlendirmesidir.

Qapıdan içeri giren bir markanın aniden çevrilib insan olduğunu düşünün. Tesevvür edin ki, Audi insan olub, gelir sizin evinize qonaq (öz üreyimden keçeni yazıram..). Sizce nece insan olar Audi insan olsa? Mence, ciddi ve düzgün geyinmiş, tünd reng kostyum, qalstuk ve.s ile özüne esl “İŞ ADAMI” görüntüsü vermiş, biraz hündürboy, qırx yaşlarında bir kişi olar Audi, insan olsa. Burada bir şeyi de yaddan çıxarmayaq ki, menim yazdığımı esasen modeller olaraq ayırmaq daha düzgün olardı, çünkü AUDİ R8-i heçcür menim kriteriyalarımın içine yerleşdire bilmezsiniz. Çetin olar.


Klassik reqabete keçek! Coca-Cola Pepsiye qarşı !!!
Coca-Cola, muhafizekar, orta yaşlı (belke de biraz daha çox), aileye ehemiyyet veren, “dede-baba qaydalarla” hereket eden, biraz daha semimi, sevgi ve saygı ifade eden bir markadır.
Pepsi, genc, yenilikci, enerjili, aktif heyat yaşayanları ifade eden bir markadır.

Yuxarıda yazdığım nümuneler klassik nümuneler idi. İndi keçirem Azerbaycana.
Bizim ölkemizde de son vaxlar, marketing, marka, markalaşma, müşteri, müşteri memnuniyeti, müşteri xidmetleri, reklam, PR ve.s çox müzakire olunmağa başlayıb. Bütün bunların müzakire olunduğu çerçive içerisinde helelik Marka Şexsiyyeti (Brand Personality) müzakireye açılmayıb. Men açıram. Amma, teessüf ki, özüm Azerbaycanda olmadığım üçün müzakireye açdığım mövzuları her terefe çatdıra bilmirem.

Azerbaycanda en çox bilinen ve en çox tercih edilen markalar haqqında indiye qeder apardığım müşahideler, insanlardan duyduğum sözler ve şexsen özümün fikirlerimden ibaret bir deyerlendirme yazım;

BP: Azerbaycan şirketi olmadığını hamınız bilirsiniz. Böyük Britaniya kökenli neft şirketidir. İnsanların en nifret etdikleri şirket deye bilerem. Cemiyyeti talayan, soyan, servet dağıdan, işğlaçı ve istismarçı bir imice sahibdir. Qapıdan içeri insan şeklinde girse nece insanolar? Deye soruşsam yeqin ki, “George Bush şeklinde” deyersiniz.

Azercell: Yene xarici sermaye ile qurulan şirketdir. Amma, sevilmir deye bilmerem. Abonentinin çoxluğunu monopolcu olaraq yaxşı istifade edirdi. Yenilikci, bahalı, Bakcelle nezeren daha prestijli bir markadır. İnsanların dostu, vetenperver bir imic formalaşdırmağa çalışırdı bir iki il evvel. İndi tam emin deyilem ne etmek istediklerinden. Menim gözümde, herşeyi sırf maddi yönden düşünen, dostluğu ve semimiyeti deyil insanlardan ne yolla olursa olsun daha çox pul çıxartmaq isteyn bir şirketdir.

Azersun holding:Heç müzakireye de gerek yoxdur.

Mercedes: Pullu, biraz yekeqarın, yekexana, özünden razı, özünü hamıdan ağıllı sayan, çox da tehsili, savadı olmayan bir kişidir mence Mercedes. Xüsusen de Azerbaycanda. Belke de dünyanın hansısa bir ölkesinde tamamen ferqli bir imice sahibdir (Türkiyede de men yazdığım kimi deyil), amma şexsen menim gözümde bu heç tereddütsüz beledir.

BMW: Kişilerin yeni moda prestiji. Mercedes sürenlerden daha ağıllıyam deyenlerin markasıdır. Eslinde, Mercedesden bezenlerin markası deye bilerem. Ne olursa olsun BMW daha aktif, prestijli, daha zövq ve eylenceli hayat süren birisini xatırladır mene. Ölkede özlerini marketing fealiyyetlerinde men bunu görmemişdim. Amma, yeqin ki menden sonra çox şeyler deyişib.

Yuxarıdakı nümunelerden yola çıxaraq deye bilerik ki, şexsiyyetsiz marka ele şexsiyyetsiz kişi kimi bir şeydir, çünkü onun da "ne olduğu", "kim olduğu" müeyyen deyil. Yadınıza düşürse Nissan Maxima "Sanballı kişiler Üçün" deyib girmişdi bazar, özü de uğurlu olmuşdu bu kampaniya. Azerbaycan avtomobil bazarında bu herhalda en uğurlu reklam kampaniyası idi. Maxima, "sanballı kişi" olaraq hele de çoxlarının ağlında qalır.

Markanıza şexsiyyet qazandırmasanız, şexsiyyetsiz insanlar kimi heç vaxt sevilmeyecek ve herkes ölüb getmesini dört gözle gözleyecek. Sizden başqa!


İndi de biraz MotoGP Istanbul haqqında"Türkçe".

Getmişdim MotoGP Istanbul yarışına. Televizordan izleyende çox xoşuma gelirdi. Ancaq, indi tam olaraq anladım ki, MotoGP böyük bir zövqdür ve televizorda men o eylence ve kefin heç minde birini de ala bilmirem. Yarış, istediyim neticelerle bitmedi. Rossi yeqin ki, İstanbul Parka (İstanbulda Formula1 ve MotoGP yarışlarının keçirildiyi yerin adıdır) nifret edir (çünkü, İstanbulda en böyük uğuru sonuncu yarışa birinci sırad başlama imaknını qazanması olub). Yarış haqqında oxumusunuz. Men indi Türkçe biraz teşkilat haqqında yazım.

MotoGP yarışlarının birgün Azerbaycan’da gerçekleşmesini çok isterim. Ama, olmayacağını da biliyorum. İnanmıyorum daha doğrusu. Türkiye’nin bu organizasyona ev sahipliği yapması gerçekten guru verici. Ama, böyle giderse işler zora girebilir. Şimdilik devlet destek olsa bile seyirci olmazsa, yarış da olmaz. Seyirci bulunur. Ama, düzgün bir bilgilendirme ve doğru bir organizasyon yapılırsa. Bir Beşiktaş-Fenerbahçe derbisinin haftalar önce tartışılmaya açıldığı ülkede, MotoGP’nin yarıştan bir hafta önce küçük karelerde yer alması tabii ki, olumsuz değerlendirmeye açıktır. İnsanların merakını uyandıracak, onları zorluklara katlanmak pahasına dahi olsa Parka götürecek bir ilginin, merakın, isteğin oluşturulması lazım. Ben ilk gidişimde bir hayli zorluk çektim. Ama, aldığım zevk o kadar büyük ki....Yazarak anlatamam.

İBB şehrin bir kaç noktasından otobüsler kaldırdı. Ama, ya benim kafamın çok karışık olması, ya da gerçekten insanlara bunun doğru biçimde ulaştırılmaması sebebiyle, bundan habersiz bir hayli insanın var olduğu Cumartesi ortaya çıktı.
İnşallah, gelecekte “sevgili” İstanbulda, bu güzel yarışı tekrar seyretmek nasip olur.
(Bir de VIP bilet de olsa ::)))

Not1: Arkadaşlar, hız ve tehlike TV’de gördüğümüz gibi değil !!!
Not2: Michelin Lastiklerine o kadar kızgınım ki!!! Rossi show'u izleyemedik Michelin yüzünden!

2 comments:

Anonymous said...

Sevgili Rüstem

Aslında marka kişiliği hakkında yazmak istiyorum bir kaç şey ama MotoGP deyip, bütün ilgimi oraya topladın.

Önce iki şey soracağım: Sanballı ne demek ve Azersun Holding çok mu kötü yoksa çok mu iyi de bir şey yazmaya gerek yok dedin?

MotoGP'ye gidemedim, ama geçen sene F1'e gitmiştim. Şöyle söyleyeyim, manyaktı.

Ama şu da bir gerçek ben çocukken StarTV'de MotoGP yayınlanırdı. O yıllarda Michael Doohen, Kevin Shwarnz, Wayn Reine gibi efsane adamlar vardı (isimleri yanlış yazmış olabilirim). Sonra MotoGP yayınları kalktı, millet unuttu.

F1 ise yıllardır yayınlanıyor, insanlarda hem araba yarışı kültürü hem de taraftarlık gelişti. MotoGP için daha çok zamana ihtiyaç var. Bence MotoGP F1'den daha heyecanlı bir yarış, ama dediğim gibi beğenilerin oluşması, insanların televizyon tüketicisinden bilet müşterisine geçişi zaman istiyor. Hele bizim gibi yıllardır basketbolda yığınla başarı yaşamış, yıldızlar yetiştirmiş bir ülkede hala lig maçlarının boş tribünlere oynandığı bir ülkede iki yılda 100.000 seyirciye ulaşmak zaten hayalciliktir. Ancak dediğin gibi işin pazarlama sürecinin doğru yönetildiğini düşünmüyorum.

MotoGP'de bu hafta sonu 40.000 seyirci varmış. Valla iyi, hem de çok iyi, eminim ki yarışlar devam ederse, bu sayı 2 - 3 yılda 80 - 90 bin seviyelerine gelecektir.

Saygılar...

Rüstəm Məmmədov said...

Hörmetli Bülent bey,

öncelikle Azersun ve "sanballı"ya cevap yazayım.
Azersun Holding: Azerbaycan gıda sektörünün belki de %50sine sahip. Ülkede fabrikaları var ve devletle de iyi ilişkiler içerisindeler. Resmi kayıtlarda yanılmıyorsam İran vatandaşı kişilere ait. Ama, mevcut durumda sahiplerinin milletçe kürt olmalarına hemen hemen kimsenin şüphesi yok. Kaliteli ürünler üretiyorlar diyemem. Ortada dolaşıyorlar işte. Ama, istismarçı ve bazı kaynaklara göre gizli işlerle uğraşmaları iddiaları haklarında pek de iyi olmayan bir imaj oluşturmuş. (Aslında Azersun çok daha karmaşık ama burda yazarsam birileri de "kalk ispat et!!!" derse, hapse girerim)::)

Sanballı: Ağırbaşlı, citti, olgun, toplumda söz sahibi olan anlamlarında kullanılmaktadır ve Azerbaycanda bir erkek hakkında denilebilecek en güzel sözlerden biridir.

MotoGP bana da az kalsın tezimi unutturacaktı:)
Yanılmıyorsam 45 bin açıklanan resmi rakamlardı. Turistler bir hayli vardı. Ayrıca, İstanbulun belki de bütün motorcuları oradaydı. Yarış sonrası yanımızdan geçen motorcular da kendilerini yarışta zannediyorlardı. İyi ki, kazasız belasız attlattık.

Formula1 manyaksa, bu manyağın da manyağı. Ben normalde F1'de izlerim. Geçen sene İstanbulda olmadığım için gidemedim. Çok ama çok malesef yine İstanbulda olmayacağım, ama birşeyler yapabilirsem gelirim. TV'de bile MotoGP bana F1'den daha zevkli geliyor. Ama, düşünün yaklaşık 150kg olan bir motor, 200 beygir gücünde. Pilotun de yaklaşık olarak 70 kg olduğunu varsayarasak....Bu muhteşem ki, bu daha yeni standartlara göre (biliyorsunuz şimdiye kadar 990cc motorlarla yarışıyorlardı, 2007 Ocak itibarı ile bu 800cc'ye düşürüldü)!!!

İki senede 100 bin seyirci tabii ki, çok zor ama 45 bin de koca İstanbul için "iyi" rakam değil. Ama, ben inanıyorum ki, gelecek senelerde bu bir hayli artacaktır. Tek istemediğim şey, sponsor yüzünden İstanbul ayağının iptal edilmesi.

Teşekkürler...